Notlar: T. Singer | Dag Solstad

T. Singer’ın ilk adı romanda geçiyor muydu, hatırlamıyorum. Onun adı bilinse de bilinmese de roman otuzlarının ortalarında kütüphaneci olup Notodden kasabasına taşınan T. Singer’la açılıyor. Notodden’in nüfusu 1960’lardan kitabın yazıldığı döneme kadar pek dalgalanmamış, genelde 12-13 bin civarındaymış. Belki romandan sonra buraya göçen birkaç başka kütüphaneci olmuştur.

Böylesi bir romanla karşılaşan ve birkaç Bernhard kitabı okumuş herkes benzer şeyi hemen düşünür herhalde, bana biraz kolaycılık gibi de geliyor ama bir şekilde bu yazma biçiminin temelini atmış olarak bildiğimden -onun devraldığı miras varsa bilmiyorum-, özellikle açılıştaki bölümler Thomas Bernhard’ın yazım tarzını hatırlatıyor hemen. Camille Bordas bu Bernhard benzetmelerinden şikayet ediyordu: “Bu sıra Amerika’da pek çok genç yazar Thomas Bernhard’la kıyaslanıyor mesela, ben de büyük bir Bernhard hayranıyım, her seferinde buna düşüp bahis konusu kitapları heyecanla okuyor, sonrasında da aradaki bağlantıyı görmekte zorlanıyorum”. T. Singer’da da biraz ilerledikçe bu durum kırılıyor ve tekrar bu üsluba geri dönmüyor anlatıcı. Bu açıdan parça parça bir roman diye düşündüm. Açılışta T. Singer çocukluğunda yaşadığı utanç dolu bir anı hatırlıyor ve bunu kafasında çeşitli yerlerden dönüp dolaşarak tekrar tekrar kat ediyor. Benzer bir sarmalı romancı olmayı düşleyip bir cümle etrafında dönerken de yaşıyor. Fakat sonradan yaşadığı hiçbir deneyimde bu denli kılı kırk yaran sorgulamalara girişmiyor. O arada ne oluyor acaba… Yetişkin olmak diyebilir miyiz? Bu Bernhard’ın karakterlerini yetişkin olamayış girdabına çeker. Tabi buradaki yetişkinlik, genel geçer yetişkinlik. Neyse, böyle bir tarzdan başka tarza kolayca yol alabilen romanlar okuduğumda romancının kitabı bir bütün olarak tasarlayıp her parçayı yerli yerine oturttuğunu değil, bir noktadan başlayıp esinlenmelerle yol aldığını düşünüyorum. Belki de bu gözlem bir bütünü kavrama sorunudır.

Blog’a kopyaladığım gözlemci pasajında da bir giriş yapıldığı gibi, T. Singer hayatta faillikten çok seyirciliğiyle var olmaya çalışan karakterler soyundan. Otuzlarının ortasına kadar ne yapacağına karar veremiyor, geçici işlerle ve süründürdüğü eğitimiyle var oluyor. Çok matah olmasa da bir karar diyebileceğimiz bir sıçramayla birden bir kasabaya taşınıp orada kütüphanecilik yapmaya başlıyor. Ara ara ekonomik olarak hayatta kalmanın bu denli es geçilebilir ve tali bir şey olarak anılmasına şaşıyordum okurken ama hemen sonra bir Kuzey Avrupa romancısıyla baş başa olduğumu fark ediyor, bu kişisel beklenti ve kaygılarımı başka romancılara biriktirerek saklamaya karar veriyordum. Son yıllarda Türkiye’de de iyiden iyiye çevrilmeye ve okunmaya başlanan Norveç romancılarını derli toplu çalışan birilerini bulursam okuyacağım. Gerçi yarısının kendi kitaplarını henüz okumamışım: Knausgård, Solstad, Petterson, Loe, Fosse.

Hatırımda kalan ya da okurken altını çizdiğim fakat sonra geri dönünce neden çizdiğimi hatırlamadığım birkaç sayfayı not alayım sadece. Sonra da baktığım değerlendirme yazılarından kopyaladığım alıntıları bu yazının ucuna eklerim. Olur bana pastiş.

“Hem kendisini hem de başkalarını, kendi yerinin tam bir sıradanlık olduğuna inandırmıştı, orada rahat ediyordu ve orada başkalarıyla eşit düzlemde buluşabiliyordu.” (s. 19)

T. Singer gençliğinde bir dönem yazar olmaya heves ediyor. Yazarlık ilgisi ve çabası tek bir cümle etrafında dönüyor: “Güzel bir günde, unutulmaz bir tabloyla göz göze geldi”. Kahramanın bu cümleyle verdiği mücadele bize epeyce kitap yazmış başarılı bir yazarın kurguladığı bir anlatıcının ağzından anlatıldığı için pek incelikli. Sonuçta T. Singer yazar olamıyor. Bir cümleyle böylesine uzun bir mücadele veren birisi yazar olamaz mı yoksa zaten başarılı bir yazar bu mücadeleyi anlatırken aslında yazar olabilmiş birinin gözünden mü görür? Yani bir yazar yazar olamayışı anlatırken ne derece başarılı olabilir? Başarısı bir yana, bu cümlenin etrafında dönen sorular bir cümle yazmaya dair güzel bir yakın okuma çalışması. Incığını cıncığına kadar soruyor ve çeşitliyor güzel günü, unutulmazlığı ve tabloyu. Pamuk’un meşhur açılış cümlesi de bu tablonun kitap versiyonu gibiydi. Fakat T. Singer’in hayatı bu tablo fikriyle değişmiyor, cümlenin etrafında dolaşırken “amaçsız bir genç adam olarak başkalarının ‘en zengin yılları’ diye nitelendirdiği zamanını harcayıp dur[uyor]”. (s. 31) Zamanın geçtiğini fark etmiyor.

Kütüphaneci olarak çalışmaya başlayacağı Notodden’e trenle gidiyor. Yıllarca harcamalarına özen göstermiş olsa da birden o trenin yemekli vagonunda rahatça oturmaya ve sandviç yiyip kahve içmeye karar veriyor. İnsan böyle kararlar verdiğinde karşılaşmalara açılıyor. Orada zor zamanların yöneticisi, Norsk Hydro’nun müdürü Adam Eyde’yle tanışıyor ve okurlara 20. yüzyılın başlangıcından sonuna bir Notodden tarihinin kapısı aralanıyor.

Böyle sayfa sayfa gidip aldığım notları blog’a aktarmak beklediğim deneyimi yaratmadı. Burada kesip, daha önce kestiğim alıntıları yapıştırayım. Daha T. Singer kütüphanede hayatının aşkını bulacak, Oslo’ya taşınacak.


“Sloshing back vast quantities of booze, Singer listens as the boss delivers an epic lecture on the history of his company, the region and the relationship between philosophy and industry.”  [guardian]

Drifter characters – “Singer is very similar to Solstad’s other narrators and protagonists who drift through the novels” [guardian]

“Wherever they start, Solstad’s characters find a way to establish themselves in a low-key, middle-aged life in which melancholy and contentment are almost indistinguishable.” [guardian]

“The Solstadian long sentence feeds back into itself, meandering with the aimless inevitability of a river heading towards the sea.” [guardian]

Bernhard’ı latif bir yazar olarak görmeyiz, fakat Solstad’ta bu var. Tarzı bu kadar benzerken onu Bernhard’tan ayıran nokta nerede? Kitabın açılışı oldukça Bernhard-vari iken ilerledikçe o etki kayboluyor, süreksiz de olsa kendine has bir ritim buluyor. Sorgulayışlar azalıyor, yaşama kendini bırakma baskın hale geliyor.

İnsan temelde birkaç sorunu olan bir varlık mıdır? Bunu kendi üzerimden de anlamaya çalışıyorum. Yaşam binbir çeşitlilikle sürüp gidiyor, eninde sonunda yaşamdan geriye belirleyici güç olarak birkaç şey mi kalıyor yoksa bu insan yaşamını birkaç yüz sayfada anlatmaya çalışan romanın mecburen indirgemek zorunda kaldığı kümeden kaynaklanan bir illüzyon mu? Yine de insanların birkaç temel meseleyle uğraşarak bir ömür geçirmeleri fikrini trajik ve estetik buluyorum.

“At one point Singer notices how a certain couple “shared the same perception of reality”. Solstad’s construction of reality is uniquely his own. That may be why the writer Lydia Davis taught herself Norwegian solely by reading his work.” [guardian]

“Thus it is not surprising that in his book he tilts the question from “What makes a good writer?” to a different one: “What makes a good hero for a novel?” How can the account of the “man without qualities” be updated for a new generation?” [worldliteraturetoday]

“Solstad’s style of writing is deceptively simple and can best be described as “honest”: winding clauses of sentences, decidedly minimalistic in their vocabulary and devoid of any metaphoric digressions, designed solely to explain, as clearly as possible, the mechanisms of the strange and yet deeply human workings of Singer’s mind.” [worldliteraturetoday]

“To be sure, in this novel, the twenty-first century appears to be still light-years away.” [worldliteraturetoday]

Solstad repeatedly mentions this case but the reviewer only mentions a single instance: “Solstad breaks the fourth wall to tell us that he’s not going to tell us much more about Merete: “She is not the main character in this novel; it’s doubtful that she could have been the main character in any novel of a certain quality.” [kirkus]

Coping with life: “Singer is, let us say, not adept at coping; as Solstad writes, it’s hard to imagine that he, too, “can be the main character in any novel at all, regardless of quality.” [kirkus]

Protagonist’ self description – what would be the difference if the author wrote this: “As a stepfather, the trials he endures are wrestled with, at great length. Says Singer: ‘It’s certainly not easy being me.” [eurolitnetwork]

“Characteristically, Solstad gets hold of an idea and worries it like a dog with a bone…” [eurolitnetwork]

“This relaxed feeling – ‘he has air’, Peter Handke has said – is equally evident when Solstad the narrator wanders into postmodern territory.” [eurolitnetwork]

Handke & Davis likes Solstad: “Little wonder Peter Handke and Lydia Davis – tellingly, two authors whose own creations reward the reader for savouring and reading slowly, rather than succumbing to page-turning – have declared themselves enamoured with the books of Dag Solstad. I’d like to join them.” [eurolitnetwork]

Nonengagement – Bartleby: Also”Solstad’s unusual, entertaining novel of restrained humor follows its protagonist, T Singer, over a lifetime of nonengagement. Singer is something of a Bartleby whose neuroses compel him to retreat from life …” [publishersweekly]

“The novel brilliantly shows the humor and pain of obsessiveness, and the anxious, analytic Singer emerges as an enduring creation.” [publishersweekly]

“Passages are important to Solstad in this novel: he details travel-routes and possible alternative ones. There’s rarely just one way of getting there (wherever), and each possible route — from Oslo to Notodden; from Singer’s home to to his workplace; through the streets of Oslo; travelling by rail or road or foot — present alternatives, paths (and, implicitly also destinies) not taken, even if the apparent destination remains the same.” [complete-review]

“His life is straightforward and fairly bland, his major concerns limited to things like avoiding some of the library’s patrons who particularly appreciate his assistance, and figuring out how to ensure that he can catch the movies he wants at the local cinema.” [complete-review]

“In an interview with The Paris Review, Solstad stated that this novel had perfected the form he had been aiming for with the three previous novels, marking an end to that phase of his writing career. Although that in turn freed him to write different works, notably Armand V (2006), ‘Declaring that I was finished made me feel like I could do whatever I damn well pleased, which again opened up entirely new ways of thinking.'” [mookse and the gripes]

“And yet as the novel ends it is as if Singer has come full circle. He finds himself obsessively worried about a minor incident involving cinema tickets, an incident that the colleague involved likely didn’t even notice or remember, and he plans in detail the hypothetical conversation they might have the next day:” [mookse and the gripes]

“DAG SOLSTAD — After I had written T SINGER it struck me that I couldn’t write any better than that, and if I wanted to, I could write a book like that every year. And that I didn’t want.” [the-white-review]

“DAG SOLSTAD — Yes. See my earlier answer in which I said that I dignify the main character with the same pronoun that I have reserved for myself and only for myself. I’m careful to treat my main characters with respect, after all they are left to my ruthless power, and they do, one must admit, some quite questionable things.” [the-white-review]

“Solstad, who was born in 1941 in Sandefjord, is not a practicioner of Scandi-noir, as you might expect – he is rather the heir in some fashion to his illustrious countrymen, Henrik Ibsen and Knut Hamsun, teasing out a moral, observing human behaviour that in some ways looks fated or doomed.” [rte]

“It’s not just a slice of Norwegian life, and it would be indeed glib to suggest that T Singer was a novel that was just about skewering bourgeois pretensions, or portraying the fragility of man who wears masks to make himself feel right with the world.” [rte]

“Singer simply submits to the personality onslaught. It’s not that he takes it in his stride, exactly, but he hardly says a word, except (librarian that he is) to correct an anachronistic reference to Oslo in the time when the city was called Kristiania.” [lrb]

“Solstad’s protagonist is outwardly unremarkable, not even receiving a full name (and the ‘T’ appears only in the book’s title). Singer feels that “his place was to be found in total anonymity”; indeed that’s where he ‘thrives’.” [davids-book-world]

“In due course, Singer falls in love with and marries a ceramicist named Merete Særthe, moving in with her and her daughter Isabella. Even this does not disrupt Singer’s sense of self, because the role of the family man is what completes his anonymity.” [davids-book-world]

“Yet T Singer goes far beyond the typical, Camus-like portrait of existential alienation that clings to every corner of global literature like the odor of cigarette smoke in a supposedly clean hotel room. Solstad creates a truly singular character whose existence feels like nothing more than the sum of indentations left on him by the world. Except, this description implies that there are things Singer would call his own, when in reality there is a creeping sensation all throughout Singer’s life that nothing at all is really his. It is this fundamental sense of dispossession and anonymity that makes Singer incapable of ascribing meaning to any particular incident in his life—he is a man who endlessly broods without ever gaining any traction. He passes his time by simply pondering the incomprehensible texture of his life, never managing to figure out anything, and the pathos of Singer’s story comes from the many instances when he must confront the irrelevance of his brooding. He is a contemporary variant of the superfluous man, an individual for whom the consumer economy holds no joy or purpose, a person who performs the various familial and economic duties the world requires of him, but who feels that none of these roles pertain to who he is.” [lithub]

At the end of the novel, Singer is left wondering how he’ll respond to a colleague if she catches him loitering in a theater lobby with no intention of seeing a movie. He formulates a contingency plan, which unfolds in a single, 246-word sentence that closes the book.” [dissent-magazine]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir