Rilke, İroninin Cazibesi ve Sınırları

Rilke’nin Genç Şaire Mektuplar’ından ironi öğüdü. Baştan çıkarıcılığına karşı uyarıyor. İroniyle belli bir noktaya kadar varılabileceğini, yeterince derine inilemeyeceğini düşünüyor.

İroninin size hâkim olmasına izin vermeyin, bilhassa da yaratıcı olmayan anlarda. Yaratıcı anlarda ise yaşamı kavramak için faydalanacağınız fazladan bir yol olarak kullanmaya çalışın ironiyi. Temiz kullanıldı mı, ironi de temizdir ve ondan utanmaya gerek yoktur; ama kendinizi ona fazla yakın mı hissediyorsunuz, onunla yakınlığınızın gittikçe büyümesinden mi korkuyorsunuz, o zaman ironinin, karşılarında küçük ve çaresiz kalacağı büyük ve ciddi konulara yönelin. Şeylerin derinliğini arayın: İroni oralara asla inemez, —ve eğer ki bu sayede büyük olanın kıyısına varıyorsanız, aynı zamanda bu anlayış şekli sizin varlığınızın bir zorunluluğundan mı zuhur ediyor, bunu bir araştırın. Çünkü ironi ciddi şeylerin etkisi altındayken (eğer tesadüfi bir şeydiyse) ya sizden kopup uzaklaşacaktır ya da (eğer gerçekten doğuştan sizin bir parçanızsa) güçlenip ciddi bir araç haline gelecek ve sanatınızı biçimlendirirken kullanmak zorunda olduğunuz aletler dizisi içindeki yerini alacaktır.

Rainer Maria Rilke, Genç Şaire Mektuplar, çev. Semih Uçar, Nora Yayınları, 2016 [1929], s. 16.

Lerner, İroni ve Samimiyet: 22:04

Biz tüketiciler evlere girince internet içeriğe boğuldu. Dijital alana boca edilen boş zaman sunucularda birikip taşmaya başladı, bir yere akıtmak gerekti. O sırada, sanki internetteki içerik oldukça sınırlıymışçasına, dünyanın dört bir yanından herkes elindekileri dijitalleştirerek ve ücretsizleştirerek ekranın öte yanına dökmeye başladılar. Ölmeden son bir ev konseri dinleyecek, üç boyutlu müze gezisi yapacağız. Ben de neyim eksik dedim. Ne de olsa Stiegler’in hipersenkronizasyonundaki gibi, ortak bir zaman-mekan’da buluşmaya çabaladıkça genelde fersah fersah uzaklara düşüyoruz.

Birkaç ay önce, bir ödev için, bir kitap yazısı üzerine yazı yazmayı denemiştim. Yazı çok kötü oldu ama en azından bana Ben Lerner ve ironi bir düşünme fırsatı verdi. Vaktim kısa olduğu için “okuma” fırsatı veremedi. İroni ve samimiyet üzerine okudukça buraya parçalar eklemek istiyorum. Yanan eskilerinden sonra, yeni bir ipliğin ucu olur.

Kitap eleştirisini yazan Darmin Hadzibegoviç bu kitabın ve başka pek çok sevdiğim kitabın editörü. Yazıyı yazmadan önce bakınca öğrenmiştim. Lerner’ın ironiyi azaltıp daha samimi yazmaya başladığına dair argümanına karşı çıkmaya çalışmıştım, en azından belli koşullar altında. Kitap söyleşilerinde yazara da bu konuyu epeyce sormuşlar. Aslında Lerner daha çok Hadzibegoviç’in tespitine yakın bir şekilde yanıtlıyor bu soruları ama ben yanlış okumayı seviyorum.

Darmin Hadzibegoviç, Ben Lerner’ın 22:04 romanına dair kaleme aldığı “Geleceğin Yazarı”[1] başlıklı eleştirel övgüsünde, romanda iç içe geçen karmaşık öğeleri ikili zıtlıklarla formülleştiriyor.

Öncelikle, henüz ikinci romanını yazmış bulunan Lerner’ı, yazar olgunlaşması fikri üzerinden değerlendiriyor. İlk romanı Atocha’dan Ayrılış’taki genç, etrafına alaycı bir mesafeyle bakan karaktere göre daha samimi bir karakter yarattığını söyledikten sonra, roman kahramanının bir ifadesinden yola çıkarak yazarın ironinin getirdiği imkânların sınırlarının farkına var[dığını] ve ironiden samimiyete doğru yol aldığını iddia ediyor. Burada ironi ve samimiyet arasında tartışmalı bir zıtlık kuruyor. İlkini mahkûm ederek, ikinciyi müjdeliyor.

Buna ek olarak, Lerner’ın, edebiyatta yeterince sündürüldüğünü ileri sürdüğü “geçmişin yükü”yle boğuşma hastalığından sıyrılıp, bakışını geleceğe yönlendirdiğini iddia ediyor. Çift anlamlı ifadesiyle, Lerner’ı “geleceğin yazarı” başlığıyla taltif ediyor. Zıtlık bu kez geçmiş ve gelecek arasında kuruluyor.

Bu “gelecek” fikrinin ilk çağrışımı, romanın açılışından, Hasidik Yahudilerden bir mesel: yarının dünyası bugünden bambaşka değil, bugünün neredeyse aynısı olacak, sadece biraz farklı. Yani geleceğin imkânları bugünde halihazırda bulunmakta. Romanda, yeni kitabını yazmak için avansını alan karakter, nasıl bir kitap yazacağını düşünürken, geleceğe işaret eden pek çok olayla karşılaşıyor: ölümcül olma ihtimali taşıyan bir hastalık, Occupy Wall Street eylemleri, kasırga tehdidi, yakın bir arkadaşına sperm bağışlayarak baba olma ihtimali gibi…

İroni ve samimiyet, geçmiş ve geleceğe dair ikinciler lehine övgüyü, kitabın kapanışındaki, 1986’dan, Ronald Reagan’ın ulusa sesleniş alıntısıyla yeniden düşünebiliriz: “Asla daha heyecan verici bir zaman yaşanmadı, coşkulu mucizelerin ve destansı başarıların zamanı. Geleceğe Dönüş filminde dedikleri gibi, ‘Gideceğimiz yerde, yola ihtiyacımız yok’.” Bu, ironik, bugünü geçmişten örneklerle düşünen bir final değilse, başka ne olabilir?

İronik yaklaşım, tıpkı geçmişle ilgilenmek gibi, postmodern metinlerde daha çok karşımıza çıkan bir eğilim. Hadzibegoviç, yazarı anti-postmodern olarak bile tanımlıyor, roman boyu kendi üzerine düşünmesine rağmen. Romandan üretmeye çalıştığı tez bir yönüyle doğru. Anlatı, belirsiz bir şimdide, gezegenin, siyasetin ya da bireysel ilişkilerin geleceğine dair, roman kahramanının bizzat kendi yaşam öyküsünden ürettiği sorularla ilerliyor. Fakat, bu soruları aynı zamanda tarihsel referanslarla, başka sanat ürünleri üzerine düşünerek kuruyor. Söyleşilerinde, romanı, diğer tüm edebiyat ve sanat formlarını soğurabilen form olarak görüp yazdığını söyleyen Lerner için kaynaklar çoğu zaman geçmişten, bakış ise ironik mesafeden temelleniyor.

[1] Hadzibegoviç, D. (2017), Geleceğin Yazarı, K24, https://t24.com.tr/k24/yazi/gelecegin-yazari,1154

 

Neoliberalizmi Siktir Et – Simon Springer

fuck-neoliberalism-simon-springer

Benim için Academia.edu adlı internet sitesinin birkaç anlamı, hayatımda işaretlediği birkaç nokta var.

Birincil olarak, lisans eğitimimi tamamladığımda, acaba “sosyal bilimler”de hayatıma devam edebilir miyim diyip Medya ve Kültürel Çalışmalar yüksek lisansı yapmaya başladığımı hatırlıyorum. O sıralar okumaları ve ikinci metinleri internette araştırırken karşıma çıkmıştı. Üye olmadığımda bulduğum metinleri indiremiyordum. Üye oldum, hepsini indirip, harddisk’e attım, 3%’ünü okudum.

O sıralar Simon Springer diye bir akademisyenin “Anarşist Coğrafyalar” diye kafamda çevirdiğim bir blog’unu bulmuştum. Academia.edu link’i vardı, Springer’i takip etmeye başladım. O gün bugündür mail kutuma birkaç ayda bir “Simon Springer uploaded a new paper” diye bir mail düşer. Açarım, ilgimi çeken bir konuysa okurum. Ortaokul-lisede zihnimde kurulan “coğrafya” imgesiyle, hayatta aklıma gelmeyecek meseleleri bizzat mekan üzerinden tartışmayı becermesi ilgimi çekmişti ilk. Zaten coğrafyanın, Batı’da (kent çalışmaları, mimarlık vb. ötesinde) sosyal bilimlerin bir alt başlığı olarak çalışıldığını da yine yüksek lisans sırasında Doreen Massey, Henri Lefebvre, David Harvey vb. metinleri üzerinden öğrenmiştim.

Neyse, akademiyle ilişkim ne yazıkki kalmadı. Ama hala Simon sağolsun, academia.edu bana mail atıyor. Bugün de beni gece gece güldürdü. Springer “Fuck Neoliberalism” diye harika bir metin yazmış. Bunu da Gürçim Yılmaz ve Nezihe Başak Ergin Türkçe’ye çevirmiş. Ben de okuyup güldüm, ne güzel atarlanmış dedim. Zizek’in Marx’dan alıntıladığı “önce trajedi, sonra fars” ifadesi aklıma geldi. Neoliberalizm üzerine onlarca makale yazdıktan sonra artık Springer de balatayı sıyırmış, mizahın gücüne inanmış. Neoliberalizm üzerine artık daha fazla detaylı incelemeler yapmaya, onu tanımlamaya çalışmaktan usandığını söylemiş. Olumsuzla oyalanmak yerine olumluyu kuralım gibi bir gaz-metin yazmış. Kısa bir alıntı yapıp sizi metne bağlıyorum.

“Bu sözcüğün beraberinde taşıdığı güçlü olanaklar, neoliberalizme karşı potansiyel bir meydan okuma sunuyor. Bu olanakları kazıyıp çıkarmak ve açmak için “neoliberalizmi siktir et” ifadesinin hangi anlamlara gelebileceği konusundaki nüansları takdir etmek gerekiyor. Beri yandan, nüansı da siktir et. Kieran Healy’nin (2016: 1) yakın zamanda tartıştığı üzere, “[nüans] tipik olarak, entelektüel açıdan ilginç, ampirik bakımdan üretken veya pratik olarak başarılı teorinin gelişimini engeller.” Böylelikle nüansı da fetişleştirmeden, ne düşündüğümün hızlıca üzerinden geçelim ve neoliberalizmi siktir etmeye öncelik verelim.”

Tam metin