Gözlemcilik ve Gençlik | Solstad

Ihlamurdere’nin her şeyi satan dükkanlarından aldığım bantlarla kitaplarımın bir kısmını kolilere kıstırıp ayrılabileceklerimi -ki kitap ayırmak bana güzel bir edebiyat eğitimi gibi gelmişti- sahaflara kendi ellerimle teslim ederek vedalaştığımdan ve okumaya alıştığım dilde yeni kitaplar edinmek zorlaştığından beri fiziksel kitaplarla arama mesafe girmişti. Aylarca tek bir kitap sayfası çevirmedim, bir daha asla kütüphanem olmaz diye düşündüm, hala da yok, yanımdaki sekiz on kitabı bir komodinde tutuyorum. Biraz e-kitap okuyorum, genelde sesli kitap dinliyorum. Sonra bir gün A. çok güzel kitaplar ve Notos’un Balkış/rap sayısını gönderdi. Kendim İstiklal’de kitapçı ve sahaf dolaşıp kitaplar seçsem hiç bu kadar isabetli seçemezmişim. Onları yavaş yavaş okumaya başladım. Meğer yeni Solstad çevirisi çıkmış. İçinde de müthiş bir gözlemci pasajı varmış. Bugün ya da dün başlamıştım, henüz ellili sayfalardayım. Singer’in kafasına taktığı geçmişteki o garip hataları ve kabaca yaşam öyküsünü öğrendikten sonra onunla tren yolculuğuna çıktık. Yemekli vagonda da oturduk.

Bu ana dilde kitap okumaktan uzaklaşma sebebiyle uzun süredir kitaptan bakarak sayfaları blog’a geçirmiyordum. T. Singer’da birden bir gözlemciyle karşılaşınca nostaljik bir heyecan duydum, bunu kopyalamak istedim.

Bunun içinde neler yoktu ki? Gençliğimi, kendisinden utanma korkusuyla bir mitolojiye çevirmişti. Gençliğine değer katan şey özgür seçimlerin sonuçları değil, gizemli kaynaklardan ortaya çıkan utanç verici durumlarda yakalanmaya karşı kendisini korumak için gerekli bir önlemdi. Gençliğinde takındığı yıkıcı bir yaşam gözlemcisi pozunun tümüyle bağımsız bir seçimi olduğuna inanmıştı. Başkaları onu böyle görmüştü. Ve bu açıdan farklı olmak hoşuna gitmişti, çünkü genç adamlardan gözlemci olmalarından başka her şey beklenir. Yaşamın yürek parçalayıcı bir reddiyesi gibi görünür bu. Çünkü insan, güzelim gençlik yıllarında yaşamın katılımcısı olamazsa başka ne zaman olabilir? Bir insanın gençlik yıllarının sunduğu armağanları alıp kullanmayı reddetmesi, kendilerinden sonra gelen genliği gözleyenleri isyan ettirir. “Edilgen genç adam” itici bir manzaradır ve öyle kalır; Singer de böyle biri olmayı bilerek seçmişti. Umurunda değildi. Hiçbir şey umurunda değildi. Yaşamını gözetleyerek harcıyor, bu sırada zaman ve onunla birlikte gençlik akıp gidiyor, Singer kıskanılası gençlik anlarını yakalamak, bu anların tadını çıkarmak için kılını bile kıpırdatmıyordu. Kişiliksiz bir sorgulayıcı, benliksiz bir yaşam reddiyecii, tümüyle olumsuz bir ruh olarak her şeyi neredeyse kendisini silerek gözlemliyordu. Bunun verebileceği rahatlatıcı bir özgürlük ya da bağımsızlık duygusunu hiç umursamadan kendisini akıntıya bırakmıştı. Yaşamın uzun yolunda kişiliksiz, eylemsiz bir gezgindi; ömrünün baharında yıllar boyunca kambur, gözleri yere çivili yürümüştü.

Ne olacağına karar vermeyi başaramamıştı ve bu kararsızlığı ona belli bir zevk veriyordu. Dış görünüşünde olduğu gibi, bir gelecek yaratma konusunda da belirsizdi. Ancak otuz bir yaşına geldiğinde bir karar verme zamanı geldiğini hissetti. O zaman onca şey arasında kütüphanecilik okuluna başladı. Gençliği geri dönülmezcesine geride kalmıştı, çünkü her geçen gün Singer’i genç bir adam olmaktan daha çok uzaklaştırıyordu; geçen her günle bir gün daha yaşlanıyordu, evet, aynada kendi yüzünü incelediğinde sakalında ince, gri bir çizgi görebiliyordu ve bir tür karar verme zamanı gelmişti, bunun üzerine kütüphanecilik okuluna başvurdu, erkek kontenjanından kabul edildi. Ondan önce şurada burada bir şeyler yapmıştı. Kuzey Norveç’te NATO askeri olarak askerliğini yapıp 20 yaşında Oslo’ya geldiğinden beri resmi olarak öğrenci statüsündeydi, üniversiteye yazılmıştı. O sonbahar hazırlık derslerini almış, kararlı bir şekilde sosyal antropolojiye başlamıştı. 1971’in ilkbaharıydı. Bu kadar geç kalmasının nedeni ’70’ler denilen yıllarda kendi zamanına duyduğu yoğun ve ateşli ilgi değildi. Böyle bir ilgisi yoktu. Politik çekişmelere kendisini kaptırmamıştı; her kesimden arkadaşı vardı, kendisi ise bir görüşe eğilim göstermiyordu. Çünkü yeterince ilgi duymuyordu. Geç kalmasının nedeni, ekonomik açıdan kendisini bağlamak ve öğrenci kredisi almak istememesiydi. Kendine özgü yaşam görüşüyle Devlet’e karşı böyle bir yükümlülüğün altına girmemesi gerektiğini biliyordu, çünkü o zaman bağımsızlığını yitirirdi. Üstelik eğitiminin bir hedefi yoktu ve Devlet’in ta kendisiyle ekonomik açıdan bağlayıcı bir sözleşmeye girmek için insanın bir hedefi olmalıydı. Bu yüzden ara sıra çalışması gerekiyordu. Hedefsiz eğitimin giderlerini karşılamak için. Her işi yapmıştı. Otelde gece bekçiliği, ardından aynı otelde resepsiyonistlik. Dagbladet gazetesinde son okuma. Uzun zaman western romanı çevirmeni olarak karnını doyurdu. Tekelde satıcılık bile yaptı ve yirmi üç yaşından otuz dört yaşına kadar haftada iki akşam Bjerke Hipodromu’nda bahis gişesinde çalıştı. Bu işleri onu işverenleriyle tanıştıran öğrenci aracılığıyla bulmuştu. Bütün bu yan işler öğrenciler arasında çok tutuluyordu ve başka öğrencilerin Singer’i önermeleri, onun çevresine yönelik -kendisini geride tutan anlamında- arkadaşça tavrıyla ilgili çok şey anlatıyor.

Solstad, D. (2021) [1999], T. Singer, Jaguar Kitap, s. 21-3.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir