Barbarları Beklerken – Konstantinos Kavafis

Bu şiir ile ilkin John M. Coetzee’nin “Barbarları Beklerken” romanında karşılaşmıştım. Coetzee üzerinde öylesine etkili olmuş ki buradaki fikirden bir roman yazmaya koyulmuş. Bu şiirdeki düşünce, Daniel Dennett’in “intuition pump” (sezgi pompası?) diye kavramsallaştırdığı, çarpıcı bir düşünce sarmalının ortaya çıktığı kısa hikâyeleri hatırlatıyor bana. Dennett, bu sezgi pompalarına Platon’un mağara metaforunu, Hobbes’un Leviathan’ını, John Searle’ın Çin Odası deneyini vd. örnek veriyor. İlla yeni bir kavram üretmek istemezsek, hâli hazırda mevcut bir deyiş olan “kıssadan hisse”yi buraya koyabiliriz. İlgili şiire ikinci kez -aslında önceden okuyup, gerçekten karşılaşamadığım- David Morley ve Kevin Robbins’in “Kimlik Mekânları: Küresel Medya, Elektronik Ortamlar ve Kültürel Sınırlar” kitabının açılışında rastladım. Zamanötesi metinler böyle metinler olsa gerek. Bir düşünceyi premodern toplumlardan alıp dijitalleşen dünyaya uygulayabiliyorsun. Ben de not edeyim, arada tekrardan göreyim istedim. Son olarak, şiirin çağırdığı bir film ve bir roman daha var. Film, Tepenin Ardı. Şiirde barbarlar nasıl bekleniyorsa, Tepenin Ardı’nda öyle “beklenmiyor”, aksine onlara karşı harekete geçiliyor. Bütün bu barbar imgesi aslında bir zihinde kurulan bir imaj. Bu imaja karşı farklı pozisyonlar alınabilir. Tepenin Ardı’ndaki pozisyon, korku kültürü ve reaksiyoner eylemler bağlamında güncel siyaset ile çok daha fazla uyuşuyor, bu nedenle çok haklı, fakat şiirsel olma amacında değil. Yine de, şiirdeki “barbarlar olmasaydı halimiz niceydi?” sorusunu derinlemesine araştırıyor. Roman ise, Jim Thompshon’ın, 30’lar veya 40’larda Fransa sömürgesi altında Afrika’da geçen romanı Nüfus: 1280’i (Coup de Torchon adıyla filmi de var, Bernard Tavernier’in yaptığı) hatırlatıyor. Fakat o romanda geçiyor muydu bu şiir, hatırlamıyorum. Modernite öncesine dair çok kısıtlı bilgim sebebiyle sadece okuduğum birkaç şey ile ilişki kurabiliyorum (Game of Thrones ile de kurardım belki ama çok ucuz kaçacaktı). Şiiri paylaşayım, anlamsız yorumlardan kaçınmak, kaçınılamıyorsa da onları kısa tutmak gerek.


“Neden toplanmış bekliyoruz pazaryerinde?

Barbarlar gelecek bugün.

Neden böyle hareketsiz Senato?
Boş oturuyor Senatörler, yasalarla uğraşacaklarına?

Çünkü barbarlar gelecek bugün.
Senatörler neden uğraşıp dursun yasalarla?
Barbarlar gelince yapacak nasıl olsa.

İmparatorumuz neden sabahın köründe kalkmış,
tacıyla tahtıyla kurulmuş oturuyor,
kentin ana kapısında?

Çünkü barbarlar gelecek bugün.
İmparator şeflerini karşılamak için
bekliyor. Bir de ferman hazırlattı
sunmak için. Şan şerefle dolu
adlar, unvanlar yazılı üzerinde.

İki konsülümüz ve yargıçlarımız neden
kırmızı, işlemeli harmanileriyle gelmişler;
ya taktıkları mor taşlı bilezikler,
ışıl ışıl zümrüt yüzükler;
neden yanlarına almışlar bugün, paha biçilmez
altın ve gümüş kakmalı asalarını?

Çünkü barbarlar gelecek bugün,
böyle şeyler gözlerini kamaştırır onların.

Hani, nerde saygıdeğer söylevcilerimiz
gelip konuşmuyorlar her zamanki gibi?

Çünkü barbarlar gelecek bugün;
söylevler, ince sözler canlarını sıkar onların.

Ne oluyor, nedir bu huzursuzluk, bu kaynaşma?
(Yüzler nasıl da asıldı.)
Hızla boşalıyor sokaklar, alanlar,
evinin yolunu tutuyor herkes düşünceler içinde?

Çünkü karanlık bastı, barbarlar hâlâ görünmedi.
Sınır boylarından gelenlerin dediğine bakılırsa
barbar marbar yokmuş ortalıkta.

Peki, şimdi halimiz ne olacak barbarsız?
Onlar bir tür çözümdü bizim için.”

Çeviren, Erdal Alova, 1988, Armoni Yayınları (Morley & Robins içinde)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir