Freud, Küçük Hans: Hayvan, Çocuk ve Totem (I)

Küçük Hans, okuduğum metinlerde ara ara karşıma çıkan metin aşırı bir roman kahramanı gibi. Birçok kişi onun üzerine farklı yönlerden konuşuyor. Aynı zamanda psikolojik veya felsefi farklı perspektifler kendilerini Hans vakası üzerinden ifade ediyorlar. Freud’un analizi ve onun sonrasında Hans’a dair anlatılanları toparlamak istedim, umarım kitaplardaki yerlerini arayarak bulabilirim.

Bu ilk pasajda Freud, Totem’de tespit ettiği “kaydırma” işlemini, Hans’ın baba korkusunu atlara kaydırmasına ve bu kaydırmada yaşanan dönüşüme dair psikanalitik örnekle analoji kurarak destekliyor.


Bir çocuğun hayvanla ilişkisiyle bir ilkelin ilişkisi arasında büyük bir benzerlik vardır. Uygar insanda bulunup, onun kendi doğasını diğer bütün hayvanlar doğasından kesin sınırlarla ayırmasına yol açan büyüklenmeden çocukta bir ize rastlanmaz. Hayvanlara kendisine düpedüz eşit varlıklar gözüyle bakar çocuk, gereksinimlerini hiç saklayıp gizlemeksizin açığa vurması bakımından hayvanı, belki bilmecemsi biri gözüyle baktığı büyük insandan daha yakın bulur kendisine.

Çocukla hayvan arasındaki bu kusursuz anlaşmanın, seyrek olmayarak tuhaf bir şekilde bozulduğu görülür. Ansızın çocuk belli bir hayvan türünden korkmaya, aynı türden bütün hayvanlara dokunmaktan ve onları görmekten çekinmeye başlar. Karşımızda bir hayvan fobisinin klinik tablosu, çocuk yaşlarında en sık görülen psikonevrotik hastalıklardan biri, belki de böyle bir hastalığın en erken formu vardır ve çocuğun o vakte kadar pek sıcak bir ilgi gösterdiği hayvanları konu almaktadır. Fobinin tek hayvanla ilgisi yoktur. Fobi objesi olabilecek hayvanlar arasından yapılacak seçki kent yaşamının koşullarında büyük sayılmaz. Atlar oluşturur ilgili objeleri, köpekler, kediler, seyrek durumlarda kuşlar, dikkati çekecek kadar sıklıkla da böcekler ve kelebekler gibi alabildiğine küçük hayvanlardır. Kimi zaman da çocuğun yalnızca resimli kitaplardan ya da masallardan bildiği hayvanlar bu tür fobilerde görülen saçma ve aşırı korkunun objesini oluşturur; hangi yollar izlenerek bir hayvanın umulmadık bir şekilde korku objesi seçildiğini öğrenmenin ancak seyrek durumlarda üstesinden gelinebilir. Bununla ilgili olarak beni bir vaka konusunda bilgilendiren K. Abraham‘a şükran borçluyum. Vakada bir çocuk, yabanarılarından korkusunun nedenini kendisi açıklamış, yaban arısının rengiyle üzerindeki çizgilerin o zamana kadar kendisine ilişkin işittiği onca şeyden sonra korkmadan duramayacağı kaplanı anımsattığını söylemiştir.

Çocuklardaki hayvan fobileri, aslında bunu fazlasıyla hak etmelerine karşın, şimdiye kadar titiz analitik incelemelere konu yapılmamıştır. Henüz pek körpe yaşta çocukların analizden geçirilmelerinin güçlükleri, konuya el atılmayışının nedenini oluştursa gerektir. Dolayısıyla, bu hastalığın genelde ne anlama geldiğinin bilindiği ileri sürülemez ve ben de bu anlamın bir tutarlılığı içerdiği görüşünde değilim. Ama objesi büyük hayvanlar olan fobilerin analize kapalı olmadığı ve araştırmacılara sırları buyur ettiği görülmüş ve hepsinde de aynı durumla karşılaşılmıştır: Analizden geçirilen çocukların oğlan olması durumunda, fobi korkusunun kaynağı aslında babadan başkası değildir; ne var ki, babadan duyulan korku hayvan üzerine kaydırılmıştır.

Psikanalizde deneyim sahibi herkes kuşkusuz böyle vakalar görmüş ve hepsinde de aynı izlenim uyanmıştır. Ama ben burada bir iki ayrıntılı yayından alıntılar yapmakla yetineceğim. Literatürde kötü bir şans eseri ilgili konuya ilişkin yeterli malzemenin bulunmayışı, bizleri savlarımızı az sayıdaki gözleme dayandırmak zorunda bırakıyor. Örneğin, çocuk yaşta görülen nevrozlar üzerinde büyük bir kavrayış gücüyle çalışmış bir araştırmacıdan, Odessalı M. Wulff‘tan söz edeceğim. Wulff, dokuz yaşındaki bir oğlanın hastalık öyküsüyle ilgili olarak, dört yaşındayken çocuğun bir köpek fobisine yakalandığını açıklayarak şöyle der: “Yolda önünden bir köpeği geçerken gördüğünde ağlıyor ve köpeğe şöyle sesleniyordu: Sevgili köpek, ısırma beni n’olur, söz veriyorum, bir daha yaramazlık yapmayacağım. Yaramazlık yapmamakla kastettiği şey, bundan böyle keman çalmamak, yani (mastürbasyon yapmamaktı). (57)

Daha sonra M. Wulff, şöyle bir özetlemede bulunur: “Oğlandaki köpek fobisi, aslında babadan köpeklere kaydırılmış bir korkuydu, çünkü oğlanın o tuhaf: Yaramazlık yapmayacağım -bir daha- yani masturbasyona başvurmayacağım- sözü, gerçekte masturbasyonu yasaklamış babayla ilgiliydi.” Sonra araştırmacı, bir dipnotta benim deneyimimle tastamam çakışan, ayrıca bu gibi deneyimlerdeki zenginliği kanıtlayan şunları dile getirir: “Atları, köpekleri, kedileri, tavukları ve diğer evcil hayvanları obje edinen fobiler, öyle sanıyorum ki çocuk yaşlarda en azından pavor nocturnus (karanlık korkusu) kadar yaygındır ve analizde bunlarından anne-babadan birine karşı duyulup, oradan hayvanlara kaydırılmış bir korku olduğu açığa çıkar. Ne var ki, yaygın fare ve sıçan fobisinde de aynı mekanizmanın söz konusu olduğunu ileri sürmek istemem.”

Psikanalitik ve psikopatolojik yıllığının ilk cildinde küçük hastamın babasının bana lütfedip verdiği beş yaşındaki bir oğlanda görülen bir fobinin analizine ilişkin belgeleri okuyuculara sunmuştum. Oğlan atlardan korkuyor, dolayısıyla sokağa çıkmaktan kaçınıyordu. Atın odadan içeri girip kendisini ısırmasından çekinmekteydi. Analiz sonunda bu korkunun atın yere yığılıp kalmasını (ölmesini) istemesine karşılık bir ceza olduğu anlaşılmıştı. Birtakım ikna edici sözlerle babadan duyduğu korkunun giderilmesinden sonra oğlan, babasının evden gitmesine (seyahate çıkmasına, ölmesine) yönelik olarak beslediği isteklere karşı savaşmaya başlamıştı. Sözlerinden açık seçik anlaşıldığına göre, içinde henüz karanlık sezgiler halinde filizlenen cinsel isteklerinin yöneldiği annesinin sevgisini kazanma konusunda babasını kendisine rakip görmekteydi. Bir başka deyişle, oğlan çocuklarının anne ve babalarına karşı takındığı, bizim “Oedipus Kompleksi” saydığımız tipik bir tutum sergilemekteydi. “Küçük Hans”ın analizinden öğrendiğimiz yeni bir şey varsa, çocuğun söz konusu durumda babasına beslediği duyguların bir bölümünü babasından hayvanlara kaydırması olmuştu, bu da totemizmi anlamakta bizim için hayli önemli bir gerçekti.

Analiz, böyle bir kaydırmanın gerçekleşmesinde izlenmiş, içerik bakımından tesadüfi olduğu kadar önemli çağrışımsal yolları, ayrıca kaydırmanın dayandığı nedenleri açığa çıkarmıştır. Annenin sevgisi uğruna kendisine rakip gördüğü babasına duyduğu hıncın ruh dünyasında sere serpe yayılma olanağı bulamadığı oğlan, öteden beri sevgi ve hayranlık duyduğu birine karşı kendini savunmak zorunda hissetmiş, dolayısıyla babasına karşı ikircikli -ambivalent- bir duygusal tutum takınmış, içindeki düşmanlık ve korku duygularını babasının yerine geçireceği bir nesneye kaydırarak, bu ambivalans çatışmasından kendini kurtarıp rahatlamak istemişti. Ne var ki, kaydırma düşmanlık duygularıyla sevenlik duygularını birbirinden tam olarak ayıramamıştı. Tersine çatışma kaydırma objesine aktarılmış, ikircikli duygu (ambivalans) bu objede etkinliğini sürdürmüştü.

Küçük Hans’ın atlardan yalnızca korkmayıp, aynı zamanda onlara saygı ve ilgi gösterdiği gözden kaçacak gibi değildi. Korkusu biraz yatışır gibi oldu mu, korku objesi hayvanla özdeşleşmekte, at gibi sağa sola hoplayıp sıçramakta, babasını ısırmaya kalkmaktaydı. (58) Tedavi sürecinin bir ileriki evresinde anne ve babasını diğer iri hayvanlarla da özdeşleştirmekte hiç sakınca görmemeye başlamıştı. (59)

(57) b. [Ges. Werke (Toplu Eserler)] c. VII.
(58) Zürafa fantezisi.
(59) s. Ferenczi, Ein kleiner Hahnemann (Küçük Horoz Adam), Intern. Zeetschrift für ärztliche Psychoanalyse (Uluslararası Tıbbi Psikanaliz Dergisi), 1913, I., sayı 2.

Sigmund Freud, Totem ve Tabu, çev. Kâmuran Şipal, Say Yayınları, 2017 [1913], 2. basım, s. 197-201.

“Freud, Küçük Hans: Hayvan, Çocuk ve Totem (I)” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir