Merleau-Ponty, Algılanan Bal

Maurice Merleau-Ponty’yi en erişilebilir metni olan radyo programı kaydı Algılanan Dünya ile okumaya başladım. Her filozofa böyle bir “yeni başlayanlar” kitabı lâzım. Felsefe metinlerini çok yavaş okuyorum, pek de anlamıyorum. Ama artık denesem iyi olur, bazen hep fasit daireler içinde, benzer şeyleri okuduğumu, okuduklarımdan yola çıkarak da aynı şeyleri ya da küçük bir kümeye kıstırılmış benzer şeyleri düşündüğümü hissediyorum.

Bu kısacık (75 sayfa) kitap, ayırdığım vakte yoğun bir geri dönüş sağladı. Bal üzerinden örneklediği duyumsama kısmını not ediyorum ki ileride bir merkezi imaj olarak buradan doğru hatırlayabileyim. Sartre’dan devralmış bal ile fenomenoloji yapma fikrini anladığım kadarıyla. Elleri berbat eden bal, bir amatör için yenmesi bir mücadele olan bal. Gizemli ve otonom bal. Nesnelerle, gözlemlediklerimizle, deneyimlediklerimizle iç içeliğimizi kafamıza vuran bir bal. Bal gibi de öyle diyorlar.

Tanıştığım birisi, annesinin her yıl kilosu birkaç bin liraya, birkaç kilo bal ürettiğini (arılara ürettirdiğini), kendisinin de hiç bu baldan yiyememiş olduğunu anlatmıştı.

Örneğin bal. Aheste bir sıvıdır bal; belli bir kıvamı vardır, ele gelir ama tutulur tutulmaz da parmakların arasından sinsice sıyrılıverir, ne yapıp edip kendine geri döner. Kendisine bir biçim verilir verilmez dağılmakla kalmaz, onu tutmak isteyenin eline yapışarak rolleri tersine çevirir. Canlı el, bulgulayan el, daha demin nesnesine egemen olduğunu sanarken, şimdi balın çekim alanına girmiştir, kendi dışındaki varlığa bulanmıştır. Bu güzel çözümlemeyi bize bırakan Sartre şöyle diyor:

Bir anlamda, burada elde tutulan şeyde olağanüstü bir uysallık var, bir sırnaşık köpek bağlılığı var; ama bir anlamda da bu uysallığın altında, elde tutulan şey elde tutanı alttan alta kendine mal eder. (7)

Balın kıvamı gibi bir nitelik ancak vücutlu özneyle o niteliği taşıyan nesne arasında kurduğu diyalog yoluyla anlaşılabilir; bütün bir insan tutumunu simgeleyebilmesi de bundan; bu niteliğin bir tanımı varsa insani bir tanımdır.

Şimdi bu açıdan bakıldığında her nitelik öbür duygulara özgü niteliklere kapı açar. Bal şekerlidir. Şeker tadı ise (“yutkunmaya karşın bir süre ağızdan çıkmayan kalıcı tat”(8)) tatlar arasında yapışkan bir varoluştur, tıpkı dokular arasında balın yoğun kıvamı gibi. Balın yoğun olduğunu söylemekle balın şekerli olduğunu söylemek aynı şeyi farklı biçimlerde söylemektir, şeyin bizimle kurduğu belli bir ilişkiyi, bizde uyandırdığı ya da bize dayattığı belli bir tutumu betimlemektir, özgür özneyi baştan çıkarışını, kendine çekip büyüleyişini dile getirmek. Bal dünyanın vücuduma ve bana yönelik belli bir tutumudur. Bundan dolayıdır ki sahip olduğu farklı nitelikler sırf yanyana durmaz, balın varoluş ya da davranış biçiminin dışavurumları olmaları bakımından hepsi bir ve aynıdır. Şeyin birliği niteliklerinin arkasında yatmaz, her bir nitelik o şeyin birliğini doğrular, niteliklerin her biri şeyin tamamıdır.

(7) Jean-Paul Sartre, L’Être et le néant, Paris, Gallimard, 1943; yeni basımı: “Tel” dizisi, 1976, s. 671.
(8) A.g.y.

Maurice Merleau-Ponty, Algılanan Dünya, Metis Yayınları, çev. Ömer Aygün, 2014 [1948], 4. basım, s. 28-30.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir