Melville, Yazıcı ve Acısı Üzerine

“Birden Bartleby’nin masası ilgimi çekti. Çekmecesinin anahtarı üstündeydi.

Kötü bir niyetim yok, öyle kalpsiz bir meraki dindirmek değil derdim, diye düşündüm. Hem ayrıca masa benim malım, içindekiler de öyle olmalı, onun için bakabilirim. Her şey düzenli bir biçimde yerleştirilmişti, kâğıtlar güzelce istiflenmişti. Gözler derindi; evrak dosyalarını kaldırınca içlerini yokladım. Az sonra elime bir şey geldi, çekip çıkardım. Eski bir mendil, ağır, düğümlü. Düğümü açınca bunun bir tasarruf bankası olduğunu anladım.

O zaman bu adamda rastladığım esrarengiz taraflar geçti aklımda, sıra sıra. Bir şeye cevap vermedikçe hiç konuşmaz; iş aralarında epey zamanı olduğu halde hiç okurken görmemişimdir – hayır, gazete bile. Uzun uzun durur ayakta, paravanının arkasındaki o solgun penceresinden karşısındaki ölü tuğla duvara bakar; hiçbir lokantaya, aşevine gitmediğinden şüphem yok; solgun yüzüne bakınca hiçbir zaman Hindi gibi bira içmediğini, başka insanlar gibi çay ya da kahve içmediğini hemen anlardınız; özellikle herhangi bir yere gitmediğini, bir yürüyüşe bile çıkmadığını, ama belki şimdi bunu yapıyordu; kim olduğunu, nereden geldiğini ya da bu dünyada bir akrabası olup olmadığını söylemekten kaçınmıştı; bu kadar zayıf ve solgun olduğu halde, sağlılığından da hiç yakınmamıştı. Bunların hepsinden fazla da, bilinçdışı soluk -ne diyeyim ki?- soluk bir kibirlilik geliyordu hatırıma; buydu zaten o eksantrik anlarında beni ona uymaya zorlayan şey. Benim için en basit bir şeyi yapmasını bile istemekten korkmama yol açan şey. Ama zaten uzun sürmüş hareketsizliğinden anlamam gerekiyordu, paravananın arkasında, ayakta, ölü duvar dalıp gitmelerinden birine girdiğini.

Bütün bu şeyleri aklımda dolandırırken, henüz yeni keşfettiğim olguyla, yani büromu sürekli barınağı ve evi haline getirmesiyle bunları birleştirerek, o marazî karanlık halini de unutmadan, yani bütün bunlar zihnimde, daha bir ayar gibi oldum. İlk duygularım melankoli, çok içten bir acıma olmuştu; ama Bartleby’nin yalnızlığı zihnimde büyüdükçe büyürken o melankoli korkuya, o merhamet de tiksintiye karışmaya başlamıştı. Bir noktaya kadar bir sefalet düşüncesi ya da görünüşünün içimizdeki en temiz duyguları kendine çektiği çok doğru, çok da korkunç; ama bazı özel durumlarda, o noktayı geçince böyle olmuyor. Bunun her zaman insan yüreğinin doğuştan gelme bencilliğinden ötürü böyle olduğunu söyleyenler yanılıyorlar. Aşırı ve organik bir kötülüğü, hastalığı tedavi etmenin umutsuz olmasından ileri geliyor bu. Duyarlı biri için acıma çok zaman acı demektir. Böyle bir acımanın herhangi bir işe yaramadığı sonunda anlaşılınca, sağduyu insana bundan kurtulması gerektiğini söylüyor, uyarıyor. O sabah gördüklerim karşısında, yazıcının doğuştan gelen ve tedavisi olmayan birtakım marazların kurbanı olduğunu anladım. Bedenine sadaka verebilirdim, ama bedeni değildi ona acı veren -ruhuydu acıyı çeken, ama ruhuna erişemiyordum.”

Herman Melville, Yazıcı Bartleby, İletişim Yayınları, çev. Murat Belge, 2013 [1853], 4. basım, s. 60-1.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir