Terranova, Dikkat, Ekonomi ve Beyin

Tiziana Terranova’nın Attention, Economy and the Brain makalesinden aldığım notlar. 2012, Culture Machine, açık erişim.


Bu makale, “dikkat” kavramının İnternet ile ilgili teorilerde ekonomik bir kategori olarak kullanılmasının yöntemlerini arıyor. Bunu, neoklasik ve anaakım ekonomi teorisinin ve güncel kapitalizm içindeki toplumsal işbirliği ve psişik trans-bireyselleşme süreçleri bağlamında değerlendiriyor. (s. 1)

Dikkat Ekonomisi

Dikkat ekonomisi, benzeri teorilere göre enformasyonun merkeziliğine bakışı açısından bir fark içeriyor. Enformasyonun aşırılığı ve sınırsız imkanlarının karşısına dikkatin kısıtlılığını koyuyor. Algının nörofizyolojisine içkin sınırları ve tüketim için mümkün olan zamanın toplumsal sınırlarına işaret ediyor. (s. 1-2)

İlk zamanlarında yeni medya ekonomistleri enformasyonun bolluğunu ekonomik Darwinizm’le okuyarak, dijital girişimcinin artı değere sahip olmak için Darwinci rekabet koşullarında hayatta kalma yollarını bulması gerektiğini söylüyorlardı. Kısıtlı olan dikkate gelince, organik yaşamın bollukla, yaratıcılıkla yüklü bios’unun yerini yaratıcılık ve yenilikçilikten yoksunlaşmış bir organ, beyin, aldı. (s. 2)

Dikkat ekonomisinin teorisyenlerine göre, dikkat kısıtlı ve ölçülebilir, fakat diğerleri gibi bir meta değil, bir çeşit sermaye. Dikkatin soyut özellikleri ve dijital medyanın ‘dikkat kümeleri’ (attention assemblages) ölçmeyi (dijital nesnelerin tıklanma, indirme, beğenme, görüntülenme, takip edilme, paylaşılmaları) ve dikkati piyasalaştırdı ve finansallaştırdı. (s. 2-3)

1999’da Georg Franck dikkati ‘iş dünyasının yeni para birimi’ ve yeni bir çeşit sermaye (attentive capital), hatta bir çeşit ücret ya da gelir (ünlülükten gelen bir gelir) olarak tanıttı. Goldhaber dikkat işlemleri (attention transactions), başkaları ‘dikkat bonoları’ kavramlarını öne sürdü. (s. 3)

Dikkate dair bu ekonomi teorileri genelde ekonomiye dair daha akademik külliyatın kenarında yer alıyor. Genelde internette yayınlanıyorlar, İnternet girişimcilerine hitap ediyorlar, kısa ömürlü tartışmalar. Daha çok, büyük şirketlerin yeni alanlarda rekabetçilikleriyle ilgililer (algoritmalar, tıklamalar, görüntülemeler, tag’ler vb.). (s. 3-4)

Dikkatin Sefaleti

Dikkatin ‘kısıtlı’ bir kaynak olarak görülmesinin sebebi sadece sınırlı olması değil aynı zamanda gittikçe daha değerini yitirmiş hale gelmesi. Herbert Simon’un 1971’de yazdığı gibi, günümüzde de enformasyon bolluğunun bir dikkat sefaleti yarattığı söyleniyor. Eğer harcanan dikkat tıklamalar ve görüntülemelerle ölçülebiliniyorsa yitirilen dikkatin de başka bir ölçüm birimlerine ihtiyacı var. Bu beynin uyarıcılara karşı verdiği fizyolojik tepkilerin ölçümüyle ve beynin nöroplastik potansiyeliyle ilişkili olabilir. (s. 4-5)

Carr’ın (2010b) çalışmasına göre yeni medya objelerine bu denli maruz kalmak beyinde yeni nöron ağları oluşumuna yol açıyor. Multi-tasking, zengin metin içerikleri vb.’den etkilenen beyinde nöron aktivitesi (akıl yürütme ve uzun dönemli hafızanın yer aldığı) hipokampüs’ten (basit işler ve kısa dönemli hafızanın yer aldığı) prefrontal korteks’e kayıyor. Bu bir nevi beyindeki hafıza tiplerinin yeniden şekillendirilmesi, derin düşünce ve anlamadan rutin işlerin hızlı halledilmesine doğru yönelen bireyler anlamına geliyor. (s. 5)

Catherine Malabou’nun kapitalizmin ruhu ve nörobilimler üzerine yazdığı makalede iddia ettiği üzere günümüzde nörobilimler ‘nöral plastisite’ kavramını merkezi bir model olarak alıyor: daha zorlu bilişsel becerilerden feragat ederek rutin işleri olabildiğince hızlı otomasyona bağlayabilen beyin. Dikkat ekonomisinde bireyin bilişsel bir kayıp yaşadığı, akıl yürütme, tefekkür ve mahremlik duygularını kaybettiği iddiaları var. (s. 5-6)

Beynin sürekli bir işten ötekine hızlıca geçmesinde geçiş maliyetleri var. İşler arttığında bu maliyetler de artıyor. Jonathan Crary buna ‘dikkatin krizi’ demişti, kapitalizmin 19. yy’dan beri algılamayı (perception) yönetme ve düzenleme peşinde olduğu yeni bir öznenin peşinde olduğunu söylüyordu. (s. 6-7)

Dikkat ekonomisi ve dikkat krizine dair iddialar, birlikte düşünüldüğünde, dikkatinin hem kısıtlı hem de değerli bir kaynak olarak alındığı öznenin dikkat kapasitesinin yeniden şekillendirildiği ve tükenmiş bir özne üretildiği söylenebilir. Beyin dijital ekonomi için kısıtlı kaynak sunarken bir yandan da bilişsel kapasitesini yitiriyor. Bernard Stiegler’in (2010) dijital ve ağ yapılı teknolojilerle birlikte ‘zihnin yaşamının proleterleşmesi’ tezinde söylediği gibi. Fakat bilişsellik yoksullaşıyor mu yoksa ikircikli bir öznellik mutasyonu mu gerçekleşiyor, bu henüz tartışmalı (Hayles). (s. 7)

Dikkat Göstermek ve Taklit

Dikkat ekonomisini ilgilendiren bir diğer tartışma da hiper-sosyalleşen beynin olası taklit (imitation) mekanizmaları geliştirip geliştirmeyeceğine dair. Dijital medyanın dikkat kümelenmelerine (attentional assemblage) dahil olmak bir yandan okumak, yazmak, izlemek, dinlemek, kopyalamak, yapıştırmak, indirmek, yüklemek, beğenmek, paylaşmak, takip etmek gibi eylemlerle birlikte bir taklit ve sosyalleşmeyi de içeriyor: düşünceler, duygulanımlar ve algıların toplumsallaşması, üretim ve işbirliği de içeriyor. (s. 7-8)

Nörobilimlerde son yıllarda taklit, empati, zihin okuma ve grupların bilişselliği de sıkça tartışılıyor. Toplumsal bilişsellikte ayna nöronların işlevi konu ediliyor. Şu anda primat davranışlarıyla kısıtlı kalsa da bu çalışmalar ağ yapısındaki öznellikler, toplumsal bilginin temelde taklit temelli olduğu, taklitin kendine dönük hesaplayan öznenin ‘stratejik rasyonelliğinin’ (Haraway) bir parçası olduğu iddiasında. (s. 8)

Dikkat ekonomisindeki dikkat ve taklit ilişkisi, nöroplastik beyni sadece yeni medyaya maruz kalan bir mimari olarak değil aynı zamanda sürekli taklit eylemleri içinde, kendine hakim rasyonel bir ekonomik özne olarak da görüyor. Bu da toplumsal ağların yayıldığı çevrede dikkat göstermeyi paradoksal konuma sokuyor. (s. 8-9)

Dikkat, Değer ve Ortaklık | Psiko-güçler

Lazzarato, enformasyon toplumunun ‘iş zamanı’ ve ‘hayat zamanı’ arasındaki ayrımı yok ettiğine dair post-işçici tezi yeniden değerlendirmeye çağırıyor. Lazzarato, enformasyon ekonomisinin ‘zamansal ve organik/biyolojik süreç olmanın yanı sıra sanal süreçlere’ de işaret eden yeni bir dirimselcilik getirdiğini öne sürüyor. (s. 9)

(Buradan sonra Lazzarato, Tarde ve Stiegler ile tartışmayı geliştiriyor fakat özetleyebilecek kadar anlayamadım: beyin hafızası, dikkat emeği, psiko-sosyal teknolojiler, bunların libidinal enerjiyi tahrip eden yanlarından, fakat bu gelişmelerin daima olumsuz olmayan belki yeni kolektif yapılanmalara sebep olabilecek şeyler olduğundan bahsediyor.)

Sonuç

Dikkat ekonomisinde dikkati ekonomik ve ölçülebilir bir birim olarak görmenin sonunda çıkan kavramlar: kısıtlılık, yoksulluk, taklit. Dikkatin kısıtlı görülmesi daha çok kurumsal/satıcı perspektifinden bir bakış. Dikkat ekonomisine yönelen tartışmalar bu kısıtlılık üzerine yoğunlaştığında, ağ örgütlenmesindeki öznelliğin güçlerine dair fikir üretmiyorlar. Daha çok koyun-sürüsü modellerine, kısmi dikkat ve sürekli dikkat dağınıklığı perspektiflerinden bakıyorlar. (s. 12-3)

Stiegler ve Lazzarato gibi ekonomi politik eleştirisi yapan yazarlarsa bu yoksullaşma ve kısıtlılığı aşmayı deniyor. Dikkatin sadece tekil beynin eforuna işaret etmediği, kısıtlı ve değiş-tokuş edilebilir bir metaya indirgenemeyeceği, sürekli yoksullaşma eğilimi göstermediğini söylüyorlar. Aksine, dikkatin de öznelliğin teknolojik üretiminden ayrı düşünülemeyeceği, ve bu geçişlerde arzuları, inançların ve duygulanımların yeniden icat edileceği, yayılım göstereceğini öne sürüyorlar. (s. 13)

Bir yanda dikkat ekonomisinin, ticari amaçlarla dikkati organize etme ve yönetmeye dair pratikleri söz konusuyken, öte yanda bizim ihtiyacımız olan bu dikkat pratiklerinden farklı öznellik biçimleri ve toplumsal işbirliği modelleri keşfetmek olacak. (s. 13)