Nietzsche, Filozof ve Entelektüel Üzerine

“Günümüzde filozofun gelişmesinin karşısındaki tehlikeler aslında o kadar katmerlidir ki, bu meyvenin olgunlaşabileceğinden kuşku duyuyor insan. Bilimlerin kapsamı ve inşa ettikleri kule muazzam büyüdü, böylelikle filozofun henüz çıraklık aşamasında yorulma ve herhangi bir yerde durup “uzmanlaşma” olasılığı da arttı; öyle ki artık kendi yüksekliğine, üstten bakışa, genel bakışa, aşağıya bakışa ulaşamıyor. Ya da yukarıya çok geç, en iyi çağı ve kuvveti çoktan geride kaldıktan sonra çıkıyor; ya da bakışının, genel değer yargısının fazladan bir önem taşımadığı ölçüde zedelenmiş, kabalaşmış, yozlaşmış oluyor. Tam da entelektüel vicdanının incelmişliği, yolda duraksamasına ve gecikmesine neden oluyor; bir heveskâr olmaya, kırk ayaklı kırk duyargalı olmaya ayartılmaktan korkuyor, kendine karşı saygısını yitirmiş birisinin, bilen biri olarak da artık emretmediğini, artık önderlik etmediğini çok iyi biliyor: işte böyle büyük bir oyuncu, felsefi bir Cagliastro, tinler köyünün kavalcısı, kısacası bir baştan çıkarıcı olmayı istemek zorunda kaldı. Nihayetinde bir beğeni sorudur [sic] bu: zaten bir vicdan sorunu değilse. Üstüne üstlük filozof olmanın zorluğunu bir kez daha ikiye katlasın diye, kendi kendisinden bilimler hakkında değil, ama yaşam ve yaşamın değeri hakkında bir yargı, bir evet ya da hayır talep ediyor -bu yargıya varmanın kendisinin bir hakkı, hatta bir ödevi olduğuna istemeye istemeye inanmayı öğreniyor, ve kendini yalnızca en kapsamlı -belki de en rahatsız edici, en yok edici- yaşantılardan dışarıya, söz konusu hakka ve o inanca gidecek yolunu çoğunlukla tereddüt ederek, kuşkulanarak, sesini keserek araması gerekiyor. Aslında kitle uzun bir süre filozofu tanıyamadı ve başkasıyla, kâh bilimle uğraşan insanla ve ideal bilginle, kâh tanrının duyularından arınmış “bu dünyalı olmaktan çıkmış” dindar-yüce hayranıyla ve meczubuyla karıştırdı; bugün bile herhangi birinin, “bilgece” ya da “bir filozof gibi” yaşadığı için övüldüğü duyuluyorsa, bunun handiyse “akıllıca ve bir kenarda”dan daha fazla bir anlamı yoktur. Bilgelik: belli ki ayaktakımı bunu bir tür kaçış olarak, kötü bir oyundan güzelce sıyrılmak için bir yöntem ve marifet olarak görüyor; oysa gerçek filozof -bize öyle görünüyor değil mi dostlarım?- “filozofça” ve “bilgece” olmayan, her şeyden önce akıllıca olmayan bir yaşam sürer, ve yaşamın yüzlerce denemesinin ve baştan çıkartmasının günahını ve ödevini hisseder: -kendini sürekli riske eder, bu kötü oyunu oynar…..”

Friedrich Nietzsche, İyinin ve Kötünün Ötesinde, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, çev. Mustafa Tüzel, 2016 [1886], s. 124-5.

Pearson, Zerdüşt ve Eylem Üzerine

“Öndeyişte Zerdüşt’ün insanlığa, Tanrı’nın ölümü olayının ve ni­hilizmin hükümranlığının ötesine nasıl geçilebileceğini göstermek amacıyla yaşamın yasası olarak kendini alt etmeyi öğretmeye çalıştığını görürüz. Öncelikle, insanın bir erek değil yalnızca bir köprü olduğunu öğrenmemiz gerekir; hayvanla Übermensch arasına bağlanmış bir iptir insan; dipsiz bir uçurumun üzerinde bir köprü, tehlikeli bir yolculuk. Kendini-alt etmeye yönelik bu ar­zunun karşıtı ise, “son insan”ın yaşama yönelik tavrını belirleyen kendini-koruma arzusudur. Son insan, mutluluğu keşfetmiş olan ve kendini korumaktan hoşnut bir insanlığı ifade eder; bundan böyle riske atılmaya veya denemelere girmeye inanmaz, artık gerçekten hiçbir şeye inanmaz. Tutku veya bağlanımdan yoksundur. Bu tip bir insanlığın tutumu da, her bakış açısı eşit değerde kabul edildiğinden, artık hiçbir beğeni ayrımı veya yargısının bulunmadığı boş bir göreliliğin tutumu olacaktır olsa olsa; ne iyi ve kötü, ne zengin ve yoksul, ne hükmeden ve itaat eden, ne yöneten ve yönetilen olacaktır: “Herkes aynı şeyi ister, herkes aynıdır: Her kim ki aksini düşünür, kendi isteğiyle tımarhaneye gider”. Öndeyiş, Zerdüşt’ün müritler değil, “dost-yaratıcılar ve şölen arkadaşları” olarak adlandırdığı yoldaşlar aradığım ilan etmesiyle sona erer. O, sürünün çobanı olmayacaktır, örnekleme yoluyla öğretecektir yalnızca, “Gökkuşağını göstereceğim onlara ve Übermensch’e çıkan merdiveni”.

Nietzsche, üstinsan nosyonuyla, soylu bir insan eylemliliği nos­yonunu yeniden kurmaya çalışır. Son insan yalnızca maddi teselli peşindeyken, üstinsan yaşamını büyük eylemler uğruna harcamaya hazırdır. “Üstün” olmak, isteyerek iyinin ve kötünün ötesinde dur­mak anlamına gelir. Sürünün anladığı anlamda ahlâkın “ötesinde” olmak demektir. Yaratıcı eylem, yeni kurallar ve yeni normlar kur­duğu için kaçınılmaz olarak ahlâk yargısının ötesine geçen eylemdir (“deha”dan anladığımız şey de budur). Yaratıcı olmak, ki­şinin erkelerini anında harcaması ve eylemlerinin sonuçlarını sezinlediğinde, yapacağı şeyden caymaması demektir.”

Keith Ansell-Pearson, Kusursuz Nihilist: Politik bir Düşünür Olarak Nietzsche’ye Giriş, çev. Cem Soydemir, Ayrıntı Yayınları, 1998 [1994], s. 138.