İletişim Yayınları: Türkçe Edebiyat Kitap Arkası (Supercut I)

Türkçe edebiyat okurluğumun büyük kısmını İletişim Yayınları işgal eder. Yıllar içinde, yayınevinin kitap arkası yazılarında “art arda sıralanan betimlemeler” olarak ifade edebileceğim üslup ortaklığı ilgimi çekti -yer yer usandırdı, yer yer merak uyandırdı. Bu diziden ne zaman yeni bir kitap basılsa arkasını okumaya başladım. Epeydir bu benzer imgeleri biraraya getirme planım vardı, bir yerden başlamak istedim. Bugün (Mayıs, 2018) internet sitelerine girerek Türkçe Edebiyat kısmında ilk beş sayfayı hızlıca taradım (Mart, 2017’ye kadar ilerledim), kendi kategorizasyonuma uygun kısımları seçerek uç uca ekledim. Bir montaj eskizi çıkarmaya çalıştım. Aklıma fikirler gelirse parçaları farklı şekillerde kurgulamaya çalışacağım ileride. Okuyup sevdiğim romanları ve öyküleri tekrar anmak açısından da güzel oldu. Bazı tamlamalarda harfleri kestim, uzun ifadeleri saf dışı bıraktım, anlamadıklarımı dahil etmedim, aşırı diegetic öğeleri temizlemeye çalıştım montajdan -örneğin, Neylan Hanım’ın mavi koltuğu (En Çok Onu Sevdim). Böylesi bir derleme yakın tarih edebiyatında bir gezinti ihtimali doğurabilir mi diye düşünürdüm, yapıp bakayım istedim.


iç çekmeler, dillerde ergen yangınlar, unutulmuş bir yaz akşamında kalan yazılmamış öyküler, babaya mektup, bir gündüz rüyası, evlerde, yollarda, yol kenarlarında lafazanlıklar, eprimiş pabıçlar, hardal sarısı pantollar, it ayağı yemiş gibi gezen gobeller, yalan dünya, zalım dünya, bir sürü mucit, hiyelkar, aktarıcı, “rivayet edici”, mağdur, sarhoş, meyhaneci, kahveci, kırılgan bir güneş, gri ile lacivert arasında kararsız kalan yüklü bulutları, çaylıklarda tek tük biten mandalina, karayemiş ağaçlarının, çaylıkların arasından kentin dar sokaklarına, ormanları yağmalayıp yapılan geniş otoyollara, kavgalar, patlamalar, köye getirilen cenazeler, büyük sözler, insanın kalbini ve ruhunu cendereye sokan ebeveynler, anne kokusu, toprağın nemi, karbonatlı çay ve tütün kokusu, aşk kokusu; buhar, sabun ve ter kokusu, yanık et, kan ve lağım, şebboylar, şakayıklar, leylaklar, en kötü ihtimalle cam güzelleri, adanın eskileri, uç uca, üst üste büyük ağaçları, yarım yarım saadetleri,kaybolan cinleri, yolların, dehlizlerin, masalların, mavilerin garip ve divane hikâyeleri, ağaçların dili, kaçak aşklar ve tatlı gülüşler, kıpırtılar, yanılgılar, yalanlar, uzun ve eski acılarla sokaklar, siluetler, arsız gözler, kimsesiz sesler, dolmuşun kokusu, başka türlü olsaydı acısı, kuytu pencereler, ölmeye yatan aşk, radyoda şarkılar şarkılar, taşra otobüsleri, dağın kışı, ormanın gürültüsü, hısım, akraba, birbirini tanıyan insanlar, sazevleri, kaldırımlar, kahvehaneler, tek göz evler, dudak dudağa öpüşen artizler, tren düdüğü, sessiz ve güzel şeyler, hatıralar, unutulanlar, arzu pazarlıkları, vehimler, zalimlikler, kırklara karışanlar, kupkuru ve yapayalnız sesler, iniltiler, hayatın en yalın ve en efsunlu meseleleri, ölüm ve yaşam, annebaba-çocuk arasındaki zor muhabbet, büyümek ve yaşlanma, geçmiş üzerine, dünya hali üzerine, düşler ve “puslu kıtalar” üzerine, boş masaları döven yağmurlar, kirlenmiş kıyılar, eprimiş güneş şemsiyeleri, seksenli yılların sakaleti, iğreti kaygıları, katıksız korku olan çaresizliği, yoksulluk, hoyratlık, yalnızlık, gamsızlık, isli sabahçı kahveleri, ekmekle soğan, nam için yaşayan hikâyelerin mahallesi, azap ceketi, hayal hançerleri, yıkıldı yıkılacak ahşap evler, teneke çatılar, güvercin taklaları, afyonun ve tütünün saati, şıngır mıngır sofralar, Allah’ın inayetine şükran, yerdeki kel halılar, ahbapsız apartmanlar, siyahî gündüzler, şehirdeki tezek kokusu, eskiyip cızırdayan plaklar, yeraltının dumanı, sokağın kiri, perdesi kısa gelmiş ev, kale arkası, çıldırmasa görülmeyecek yoksullar, para kokan âlemler, tuhaf havalar, bitmeyen cinayetler, bombalar, geçip gitmeyen bulutlar, yüzüklü parmaklar, kurt gibi acıkmış libidolar ve durup durup çoğalan arzular, affedersiniz ama, çeke sündüre aşklar, yol üstündeki erkek sürüleri, ahlâkın hımhımları, ismi lazım değil bir dişinin seyrü sefer zamanları, cinayetle açılan perde, karanlık sokaklar, merhamet, nedamet, eski defterler, büyük paralar, küçük hesaplar, kahvaltıda peynirin üzerine reçel sürebilme iştahı, yarım yamalak bulutlar, sahanda yumurta güneşi, neremizi ısıttığı belli olmayan bir sıcaklık, iki yakın arkadaşın aynı kadına âşık olması, bülbülün çilesi, yazarın zulası, İnceden sarma bir sigara, inceden bir bardak, çocukça hevesler, her yaştan yoksunluklar, naif bir kalenderliğin bileyli bir mücadele azmi, hüzün ve acıların inatçı bir yaşam sevinci, alışılmış bıkkınlıklar, küçük ve sıradan kıyıcılıklar, avuntular, fısıltılara kananlar, soluk ve pırpır eden bir ışık, ince bir yaz hırkasıyla gidilen çay bahçeleri, bozkırda tek tük yükselen kavak ağaçları, öğle ezanı okunurken durgunlaşan kasabalar, cinayet kariyerli bir özel şoför, kaknem kayınvalide, sinek kadar mide bulandırıcı bir kayınço, her işin ivilini civilini bilen esnaflar, çamlığa çıkan, Yozgat’a yukarıdan bakan âşıklar, öpçe bebeler, sesi kılavlı, öyle ataşlı öyle delikanlı kopiller, iyi pişmiş gözlemeler, sarıkasnak, ay çıkınca huyu değişen insanlar, pruva ile ufuk çizgisi arasında ağ ören denizciler, çocukluk kahramanları, Cüneyt Arkın, Kara Pençe, gergef işleyen güzel kız, uzak evler, saksılar, danteller, otobüs garajları, solmuş posterler, karınca duaları, kuş uçuran sinema bekleyen ergenler, İspanyol paçalı şehirliler, davetsiz misafirler, sobanın yanındaki romanlar, yoksul ağaçlar, dik yollar, çarpık çatılar, Congulus, Mamak Sıkıyönetim Komutanlığı, tenhalar, geceler, muktedirler, usul usul koyulaşan bir yenilgi, her şeyin kullanılıp atıldığı bir dünya, uzun bir mektup, merhamet istemeyen bir kadın, dalgalı deniz, içli bir itiraf ve “cici kızın” isyanı, derin ve tatlı hazlar, kırık ve tutkulu sevişmeler, çarpışmanın novellası, her şey soğuk ve solgunken, yaprak yaprak açılan bir bahar aşkı, rüyanın musallat olduğu insanlar, veresiye espri satmayan komedyenler, bayramda el öpmeye kendi klonunu gönderen yeniyetmeler, ikinci köprüde intihar etmek yasaklandığı için üçüncü köprüye giden, oradaki kuyruğu görünce de intihar etmekten vazgeçen memurlar, fotokopi makinesinin ışığında görülen ekspresyonist rüyalar, aynı soyadının önünde toplanmış beş kişi, kırmızı bir şal, siyah bir hırka, Berber Kamo’nun dükkânı, Şerafet Bey’in saati, Küheylan Dayı’nın tabancası, yerin üç kat altında, küçücük bir hücrede dört adam, acının ve her şeye rağmen umudun yörüngesinde dönen bir kent, işe giden insanlar, dükkâncılar, işportacılar, işsiz güçsüzler, “bekâret esaret”, yarım yarım hatıralar, öğrenciler, gazeteciler, neşeli, meydan okuyan, direnen bir kadın, bir intiharın çevresinde, insanlar, aşk sakarlıkları, sevgi ihmalleri, hem filozof, hem fırlama bir oğlan, hikayeyi ve “karakteri” çevreleyen semt hayatı ve mahalle atmosferi, cenaze evleri, egzoz kokusu, ucuz filmler, bağıran televizyonlar, kanepeler, uğultulu fotoğraflar, şehrin ağrıyan mafsalları, radyonun dalga boyunda sıkıntı, yağmurluklu adamlar, yılın en kötü gününün en berbat saatinde yaşanan hortlak beyazlığında tesadüfler, gazete ilanları, hırlayan köpekler, tribün çocukları, paranormal domatesler, flaşlar, ürkek ve kasvetli zaman prelüdü, bozguncular, gençleşen ölüler, renkler, melodiler, edebiyat öğretmenleri, Yozgat’tan Ankara’ya gidenler, Ankara’dan Yozgat’a dönenler, böcüklü saksılar, hayırlı kısmetler, pabrikalar, yevmiya hesabı yapan ırgatlar, usul aksak evlerine varanlar, perzulaya yumulanlar, kalbi taş olanlar, okuyanlar, essahlı konuşanlar, erkek çocukların enerjik, hüzünlü, alengirli dünyası, işçiler, yoksullar, teyzeler, abiler, kolay ağlayan sert adamlar, taşra seyrekliği, mahallenin kalabalığı, kıskanç, gururlu, saf ergenler, zerre zerre büyüyen bunaltılar ve sırlı hayatlar, balkonsuz evin düğün gecesi ve gözlerini gözlerimize diken kargaları, güzel olmak isteyen alkolikler, berduşlar, kardeşler, zembereği boşalmış hayat memat ezberleri, tek gözlü geceler, yeraltının karın gurultusuna, belalı bir gündüze sarılan cuaralar, kenarların soluğu, dünyaya katlanamayan, kendine gömülen çocuklar, uzun merdivenler, flulaşan seyirler, yüzleşmeler, çok tanıdık gelen tuhaf şeyler, mantığa sığınan tekdüzelikler, bıkkınlıklar, birbirine benzeyen sokaklar, iç içe geçen rüyalar, “yazarsan kurtulursun”, çaresizler, gevezeler ve uzun suskunluklar, Kızılay, Sakarya Caddesi, SSK İşhanı, Dil-Tarih, Atakule, öğrenci evleri, beş lira için kalbinden adam bıçaklayanlar, on üç yaşında kızlara tecavüz eden, namus için en yakın akrabalarını vuranlar, kederli sözlerin, kurumuş gözlerin, tozlu yolların, saklanan mendillerin, içli kıpırdanmaların misafiri, cenazelerin duacısı, hikâyelerin sırdaşı, kentin kıyısında, geniş çöp sahaları ile sanayi bölgesi arasında kurulan bir gecekondu semti, bir gecede türeyen ve “alnında kara derin harflerle, fabrikalar, çöp ve rüzgâr yazılı” kondularda yaşananlar, yalnız yenilen yemekler, kuytular, bulanık camlar, parçalı bulutlu havalar, kalabalıklardan geriye kalan sessizlikler, beton tepelerin iniltisi, günün yorgunluğu, tutsaklık parçaları, daha dün “burada” olan ve hepsi birer hatıraya dönüşen evler, sokaklar, kitapçılar, kaybolan mazi, vinçler, kamyonlar, sahte ay ışığı, uykusuzluk, kötü rüyalar, mekânlar, sesler, alışkanlıklar, kayıplar, dertler, övünmeler, saçmalıklar, hırslar, hevesler, boşvermişlikler, öfkeler, sarhoşluklar, meraklar, hırpalanmalar, gülme nöbetleri, hayal kırıklıkları, halüsinasyonlar, terk etmeler, tehditler, davetler, vaatler, sorular ve hep sorularla birleşen halkalar, haneler, aileler, dualar ve beddualar, rekabetin, teşhirin, güzel ve mutlu görünmenin dayanılmaz baskısı, plaza-site-alışveriş merkezi üçgeninde sıkışmış hayatlar, aksayan, sakatlayan, eğri büğrü bir hal, azar azar azalan zaman, usul usul çoğalan hüzün, siyahi boşluklar, kısacık mutluluklar, uzun ve saklanan hatıralar, korkutan ve utandıran sırlar, birbirine dolanan arzular, hiç durmadan yağan yağmur gibi bizi kıstıran yorgunluklar, zamanın insafsızlığı, eksikliğin sıkıntısı, hayatın yeknesaklığı ve benzersiz coşkusu, uğultular, hepsi görünen ve hiçbiri anlatılmayan küçük ve büyük sırlar, bir yanıyla acılı bir yurt, bir yanıyla da sanki sürekli bir “yurtsuzluk” hali, Müthiş yoksulluk, kahredici imkânsızlık, derininden zonklayan yara, umursamayan “merkez”in dağlayan zulmü, çaresiz kalan dil, bütün bunları anlamaya çalışan yaşlılar, yetişkinler, çocuklar, ve onların “çocuk ölümleri”, karısını bir başkasından kaçırarak evlenen adam, karısının şimdi de bir başkasına kaçabileceği kuşkusu, bir türlü yaşadıkları yerden kopamayan, kendilerini orayı bekleyen deniz fenerleri olarak gören kasabalılar veya hiç kimsenin tanımadığı kıyıda köşede kalmış yazarlar, usul usul çöreklenen yavaşlık, yarım kalmışlık, mırıltılar, kokular, nar taneleri, karıncalar, pencereler, boş arsalar, zeytin taneleri ve yılanlar, hep hatırlanan, her cumartesi hatırlatılan genç ölümler, gecenin ortasında kelebek yumuşaklığı, dümdüz akamamış, bir yerlere takılmış hayatlar, tutkulu aşk hikâyeleri, tuhaf bir neşe, trajedi ile farsın dans ettiği bir mizah, bir kaçışın hikâyesi ve 12 Eylül’ün ardından gelen şarkılar, şehir içinde dünya turu, kalbin içinde kapı zili, aklın içinde sergüzeştler, kutu gibi evler, ebesinin örekesine çıkan sokaklar, yeteri kadar ölmüş insanlar, binalar yıkılırken, her şey hızla un ufak olurken, iğde ağaçları, atkestaneleri, eski resimler, ilaçlanması gereken böcekler, zamanın ruhu, Gezi’nin isyancıları, hürriyetleri için öksürenler, yerinde duramayanlar, küfredenler, ağlamayı unutmak için yumruğunu sıkanlar, İstanbul’dan bir yozlaşma manzarası, zenginlerden nefret edenlerin kurduğu tuhaf bir kulüp, acı çeken ve acıyı görmeyen kadınlar, erkekler ve diğer mahluklar, geçmiş denen büyük yenilgiler, gelecek denen belirsizlikler ve dik bir mezarlıkta yatan karnı aç ölüler, tiksinme, bulantı, öğürme, terleme, tükürük, istifra, açık kapılar, küçük tufanlar, uzayan yollar, bir dua gibi yağan yağmurlar, hatıralar, ayartan, kanırtan, küçülen, büyüyen karşılaşmalar, baştan ayağa saplantılar, bir çaydanlık gibi fokurdayan, dünyayı öpen, kahreden, sus pus oturan hikâyeler, geçmişin bulanıklığı, kırıklıklar, kabullenişler, gıcırdayan kapılar, boş fincanlar, galaksideki bütün gezegenler, küçük saadetler, bir türlü doymayan arzular, şehrin evleri, pencereleri, masaları, yanıp sönen cigaralar, dindar mahalleler, yokuşlu sokaklar; Halk Partisi, Demokrat Parti; akrabalar, komşular, Tom Miks ve diğer erkekler, zamanın ruhu, çıkışsızlığı, ümidi, ürkek dokunuşları, Haymana Ovası’nda, Tahran’da ve Cambridge’te geçen hayatlar, düzlük, tuhaflık, manzara, garip ve uğultulu, karlı, yağmurlu, fırtınalı bir İstanbul, hele gece olunca o karanlık sokaklardan gelip geçenler, yolcular, âşıklar, yarım kalan arzular, gidenler, kalanlar, usulca söylenen itiraflar, hiçbir mevsimin ısıtmadığı yalnızlıklar, durup dururken suskunlaşan kadınlar, çocuklar, dedeler ve diğerleri

….

 

“İletişim Yayınları: Türkçe Edebiyat Kitap Arkası (Supercut I)” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir