Daha sonra işletmeci kadın yanına oturdu, Bloch da kolunu öyle bir doğallıkla onun omzuna doladı ki, kadın farkına bile varmamış gibi göründü. Otomatik pikaba, hiçbir şey yokmuş gibi, birkaç para attı, işletmeci kadınla da öylesine dans etti. Kadının, kendisine bir şey dediğinde hep adını da söylediğini fark etti.
Garson kızın bir eliyle öbür elini tuttuğunu görmekten bir şey çıkmıyordu artık, kalın perdelerin de bir özelliği kalmamıştı; çıkıp gidenlerin gittikçe artmasıysa doğaldı. Rahatlık vericiydi, dışarıda, caddede hacet gördüklerini, sonra yola koyulduklarını işitmek.
Salon sessizleşti, öyle ki otomatik pikapta çalınan plaklar açık seçik işitilir oldu. Plakların arasındaki arada alçak sesle konuşuluyor ya da neredeyse soluklar tutuluyordu; bir sonraki plak başlayınca rahatlıyordu insanlar. Bloch bu olanlardan, sürekli tekrarlanan şeylermişçesine söz edilebileceği duygusuna kapıldı; “bir günün akışı” diye düşündü, insanın kartpostallara yazdığı bir şey, “Akşamleyin birahanede oturulup plak dinleniyor.” Yorgunluğu geçtikçe artıyordu, dışarıdaysa elmalar düşüyordu ağaçlardan.”
Peter Handke, Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi, çev. Tevfik Duran, Ayrıntı Yayınları, 2016 [1970], 4. basım, s. 94.